T.C.

DANIŞTAY

2. DAİRE

E. 2011/9468

K. 2013/8021

T. 13.11.2013

İstemin Özeti : Gaziantep 1. İdare Mahkemesince verilen 12.05.2011 günlü, E:2010/857, K:2011/825 sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir. 

Cevabın Özeti : Cevap verilmemiştir. 

Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi : Dava konusu edilen işlemin Anayasa ve tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile koruma altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenlik hakkına keyfi müdahale sonucu doğuran etkili bir işlem olduğu, bu nedenle dosyanın tekemmül ettiği de dikkate alınarak uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekir iken davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen temyiz istemine konu kararda hukuki isabet bulunmadığı bozulması gerektiği düşünülmektedir. 

TÜRK MİLLETİ ADINA 

Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesince işin gereği düşünüldü: 

KARAR : Dava, Gaziantep İli, Oğuzeli İlçesi, Atatürk İlköğretim Okulunda İngilizce öğretmeni olarak görev yapan davacı tarafından, akıl ve ruh sağlığı yönünden ileri tetkik ve tedavi amacıyla bu alanda faaliyet gösteren bir sağlık kuruluşuna sevk edilmeyi kabul etmemesi nedeniyle kolluk kuvvetleri marifetiyle hastaneye sevkinin sağlanarak rapor alınmasına ilişkin Oğuzeli Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce tesis edilen 10.5.2010 günlü, 1224 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır. 

Gaziantep 1. İdare Mahkemesinin 12.05.2011 günlü, E:2010/857, K:2011/825 sayılı kararıyla; dava konusu işlemin davacının hukukunu bu aşamada etkilemeyen, hakkında daha sonradan tesis edilecek resen emeklilik, malülen emeklilik gibi davacının aktif hizmet hayatını sonlandırabilecek işlemlerin hazırlayıcısı niteliğinde bir işlem olduğu, asıl işlemin dava konusu edilmesi durumunda incelenebileceği gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir. 

Davacı; işlemin Türk Medeni Kanunu ve Hasta Hakları Yönetmeliği hükümlerine aykırı olduğunu, kişilik ve onurunu zedelediğini, mahkeme kararı olmaksızın özgürlüğünün kısıtlanmak istendiğini, bu haliyle idari davaya konu edilebilir olduğunu belirterek kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir. 

Anayasa’nın 12. maddesinde; herkesin, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu belirtildikten sonra, 13. maddesinde; temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği; bu sınırlamaların ise, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı açıkça belirtilmiş, “Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlıklı 19. maddesinde ise; herkesin, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahip olduğu; şekil ve şartları kanunda gösterilen: Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılamayacağı yönündeki emredici hükümlere yer verilmiştir. 

Tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Özgürlük ve güvenlik hakkı” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin özgürlük ve güvenlik hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, bu fıkrada bentler halinde belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı vurgulanmış ( e ) bendinde ise; bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek amacıyla, hastalığı yayabilecek kişilerin, akıl hastalarının, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılarının veya serserilerin yasaya uygun olarak tutulması haline yer verilmiştir. 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ( AİHS ) hükümleri ve bu hükümler doğrultusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ( AİHM ) vermiş olduğu kararlar incelendiğinde; tümünün özünde keyfilik yasağı olduğu, 5. maddede yer verilen güvenlik hakkının da bu kapsamda kişilerin fiziksel özgürlüğünün kısıtlanmaması anlamında kullanıldığı açıktır. 

Bu nedenle, gerek Anayasa’nın 19. maddesi, gerekse AİHS’nin 5. maddesi kapsamında kişilerin özgürlük ve güvenlik hakkının yasal bir dayanak olmaksızın, keyfi bir şekilde sınırlanması temel insan hakkına müdahale anlamını taşıyacaktır. Ayrıca, herhangi bir özgürlükten mahrumiyet, söz konusu kişiyi son derece hassas bir konuma düşürerek işkence ve insanlık dışı ve küçük düşürücü muameleye maruz kalma riskiyle karşı karşıya bırakacaktır. 

Öte yandan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun vesayet konusunu düzenleyen üçüncü kısmının, birinci bölümünün, birinci ayrımında yer alan 396. maddesinde vesayet organları sayılarak bunların vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlar olduğu belirtilmiş; vesayet dairelerine ilişkin kısmında yer alan “Kamu vesayeti” başlıklı 397. maddesinde; kamu vesayetinin, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri tarafından yürütüleceği belirtilmiş; madenin ikinci fıkrasında vesayet makamının, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamının ise, asliye hukuk mahkemesi olduğu yönündeki hükme yer verilmiştir. 

Medeni Kanun’un anılan bölümünün vesayeti gerektiren hallere ilişkin ikinci ayrımında yer alan 405. maddesinde; akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her erginin kısıtlanacağı belirtilmiş, ikinci fıkrasında ise; Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamların, noterler ve mahkemelerin, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorunda oldukları yönündeki hükme yer verilmiştir. 

Anılan bölümde yer alan altıncı ayırımda ise koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olup; 432. maddede; akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişinin, kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması hâlinde, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirileceği veya alıkonulabileceği; görevlerini yaparlarken bu sebeplerden birinin varlığını öğrenen kamu görevlilerinin, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorunda oldukları belirtilmiş, 433. maddede yerleştirme veya alıkoymaya karar verme yetkisinin, ilgilinin yerleşim yeri veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde bulunduğu yer vesayet makamına ait olduğu; belirtilmiş takip eden maddelerinde de bu konuya ilişkin olarak AİHM’ce verilen emsal nitelikteki kararlarla ( Ümit Bilgiç – Türkiye; Varbanov – Bulgaristan, …vb. ) tespit edilen aykırılıkları ortadan kaldıracak şekilde ayrıntılı düzenlemelere yer verilerek, bu tür kararların ancak resmî sağlık kurulu raporu alındıktan sonra ve ilgilisi dinlenerek verilebileceği; bu karara karşı ilgilileri ya da yakınlarınca kendilerine bildirilmesinden başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edilebileceği yönünde ayrıntılı düzenlemeye yer verilmiştir. 

Dava dosyasının incelenmesinden; Gaziantep İli, Şehitkamil İlçesi, Mehmet Akif İlköğretim Okulunda İngilizce öğretmeni olarak görev yapmaktayken hakkında yürütülen soruşturma sonucu düzenlenen raporda; davacının, gerek ifade vermeme, gerekse ifade almak için davet edildiği esnada konuşmalarından akıl ve ruh sağlığı yönünden şüphe uyandıran davranışlar içerisinde olduğu, ifade vermenin bir savunma hakkı olduğu, kendini savunması yönündeki telkinlerini hiç dikkate almayarak kabul etmediği, kendisi için neyin iyi, neyin kötü olduğunun bile pek farkında olmadığı yönünde kanaat oluştuğu belirtilerek, fiillerine karşılık gelen disiplin cezalarının uygulanması yanında idari yönden akıl ve ruh sağlığı bakımından, teshis, ileri tetkik ve tedavisi için bu alanda faaliyet gösteren bir tedavi kurumuna sevk edilerek, bu kurumca verilen rapora göre hareket edilmesinin yerinde olacağı, ayrıca okulda yıprandığı da dikkate alınarak bir başka okula atanması yolunda getirilen teklif dikkate alınarak Oğuzeli İlçesi, Atatürk ilköğretim Okuluna atamasının yapıldığı, ayrıca 14.5.2010 günlü işlemle davacıdan akıl ve ruh sağlığı yönünden teşhis, ileri tetkik ve tedavi amacıyla bu alanda faaliyet gösteren bir sağlık kuruluşuna giderek veya kendini sevk ettirerek alacağı raporun en geç bir hafta içinde okul idaresine teslim etmesinin istenildiği, davacının bu talebi reddetmesi üzerine bu kez Oğuzeli Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce tesis edilen 10.5.2010 günlü, 1224 sayılı işlemle davacının kolluk kuvvetleri marifetiyle hastaneye sevkinin sağlanarak rapor alınması yönünde görev yaptığı okul müdürlüğüne talimat verildiği, bu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. 

Her ne kadar İdare Mahkemesince dava konusu edilen işlemin idari davaya konu edilebilecek nitelikte kesin ve yürütülmesi gereken işlem olmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiş ise de; dava konusu işlemin yukarıda yer verilen Anayasa ve AİHS hükümlerine aykırı bir şekilde, bu yönde Türk Medeni Kanunu’nda açıkça izlenecek yöntem ve bu konuda yetkili makamlar belirlenmiş iken, davacının iradesi dışında bir yere kolluk kuvveti marifetiyle gitmeye mecbur bırakılarak kişisel özgürlüğünden geçici bir süre dahi olsa alıkonulmasına yol açacak şekilde verilen talimatın yasal dayanağının bulunmadığı da dikkate alındığında, davacının özgürlük ve güvenlik hakkına keyfi müdahale niteliğinde olduğu, bu nedenle idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gerekli işlem özelliği taşıdığı, iptali istemiyle açılan davanın esasının incelenmesi gerekirken, davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Gaziantep 1. İdare Mahkemesince verilen 12.05.2011 günlü, E:2010/857, K:2011/825 sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinin 1/c fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Yasa ile değişik 3. fıkrası gereğince yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde Danıştaya kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 13.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.