T.C. YARGITAY 13. CEZA DAİRESİ

ESAS NO: 2017/2450
KARAR NO: 2018/12948
TARİH: 02.10.2018
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi

YARGITAY İLAMI

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

I-Hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 gün, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı da nazara alınarak anılan maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-Sanık ile müştekinin olay öncesinde arkadaş oldukları, olay günü müştekinin çalıştığı işyerine gelen sanığın müşteki ile birlikte dışarı çıkmasından kısa bir süre sonra tek başına işyerine döndüğü, işyeri çalışanı olan tanık Kadir’e, müştekinin montunu istediğini söyleyerek müştekiye ait cebinde cüzdan bulunan montu aldığı olayda, hileli davranışlarla iradesi sakatlanan kişinin mağdur olması zorunluluğunun bulunmadığı, somut olayda sanığın hileli davranışları sonucunda tanığın iradesinin sakatlandığının anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin hükümden sonra 02.12.2016 tarihinde 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen (6) numaralı bent uyarınca uzlaşma kapsamına alınan 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülerek hırsızlık suçundan hüküm kurulması,
2-Müştekiye ait montun içerisinde 600 TL, nüfus cüzdanı, sürücü belgesi ile banka kartının bulunduğu cüzdan ile birlikte çalındığı, sanığın 11.02.2015 tarihli duruşmada alınan savunmasında ise müştekinin parasını geri verdiğini söylediğinin anlaşılması karşısında, müştekiden bu hususun sorularak kısmi iade olması halinde müştekinin TCK’nın 168/4. maddesi gereğince kısmi iadeye rıza gösterip göstermeyeceğinin de tespitinden sonra, sanık hakkında TCK’nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık …’in temyiz istemi bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA,

II-Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;
5327 sayılı TCK’nın 205. maddesindeki “resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçunun oluşabilmesi için resmi bir belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılmaz, kullanılamaz hale getirilmekle birlikte maddi varlığına dokunulmaksızın ondan faydalanma olanağının imkansız hale getirilmesi suretiyle bozulması veya belgenin maddi varlığına son verilerek yok edilmesi ya da belgenin bütünlüğüne dokunmaksızın hak sahibinin ondan yararlanmasını engelleyecek şekilde gizlenmesi gerekmektedir. Failin bir belgeyi ortadan kaldırmak, bozmak veya gizlemekle elde etmek istediği sonuç, hak sahibinin o belgeden yararlanmasını engellemekten ibarettir. Nitekim, belge ortadan kalkınca veya bozulunca bu yararlanma olanağı kalmayacağından failin elde etmek istediği sonuç da gerçekleşecektir. Gerçek belgenin aslı ortadan kaldırılarak veya bozularak sonuç elde edildiğinde suç da tamamlanmış olur. Belgenin bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesinin amacı hak sahibinin suça konu belgeden yararlanmasının önlenmesidir. Diğer bir anlatımla anılan suç hak sahibinin o belgeden yararlanmasını engellemek amacıyla kanıt değeri taşıyan belgelerin ortadan kaldırılması bozulması ya da gizlenmesi suretiyle oluşacaktır. Belge üzerinde tasarruf yetkisi bulunan bir kimsenin belgeyi bozması, yok etmesi veya gizlemesi halinde ise hak sahibinin suça konu belgeden yararlanmasının engellenmesi söz konusu olmadığından TCK’nın 205. maddesindeki suç da gerçekleşmeyecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya baktığımızda; sanığın, müştekiye ait sürücü belgesi üzerine kendi fotoğrafını yapıştırmaktan ibaret eyleminde; herhangi bir hakkın kullanımının engellenmemesi nedeniyle bu suçun unsurlarının oluşmadığı, ancak belgede gerçekleştirilen sahteciliğin aldatma niteliğinin bulunması halinde fiil resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağından, öncelikle suça konu belgenin bulunarak ve belgede sahtecilik suçlarında aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının takdirinin hakime ait olduğu gözetilerek; 5271 sayılı CMK’nın 217/1. maddesi de dikkate alınıp suça konu sürücü belgesi aslının duruşmaya getirtilerek denetime olanak verecek şekilde dosya içine konularak incelenmek suretiyle, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve aldatma niteliği olup olmadığı belirlenerek eylemin TCK’nın 204/1. maddesindeki suçu oluşturup oluşturmadığının tartışılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini yerine, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık …’in temyiz istemi bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 02.10.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.