T.C. YARGITAY CEZA GENEL KURULU

ESAS NO: 2017/978
KARAR NO: 2018/422
TARİH: 11.10.2018
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Sulh Ceza Mahkemesi

Özet: Cumhuriyet Savcısına “Kim oluyorsun” şeklindeki ifade; nezaket dışı, kaba, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğinde ise de, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı içermemekteve sövme fiilini de oluşturmamaktadır.

Sanık …’ın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan TCK’nın 125/1, 125/3-a, 125/4, 62, 52/2-4 ve 63. maddeleri uyarınca 7.080 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve mahsuba ilişkin Bingöl (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince verilen 03.11.2010 tarihli ve 426-152 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 25.12.2013 tarih ve 27433-33725 sayı ile;
“Sanığın, Cumhuriyet Savcısı olan katılanın, cezaevindeki akrabasıyla görüşmesine izin vermemesi üzerine söylediği ‘burası devlet kapısı sen kim oluyorsun da böyle davranıyorsun’ biçimindeki sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı ya da sövme kapsamında bulunmayıp, ağır eleştiri niteliğinde olduğu gözetilmeden, yerinde görülmeyen gerekçe ile mahkûmiyet kararı verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. 
Yerel Mahkeme ise 28.04.2014 tarih ve 103-328 sayı ile önceki hükmünde direnmiştir. 

Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.07.2015 tarihli ve 219064 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına tevdi edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 654-542 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca, Yargıtay 4. Ceza Dairesine gönderilmiş ve bu Daire tarafından, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 19.01.2015 tarihli ve 8 sayılı iş bölümü kararı uyarınca görevsizlik kararı verilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince yerel mahkeme direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. 


TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık … hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan kurulan beraat hükmü ve sanık…. hakkında tehdit suçundan şikâyetten vazgeçme nedeniyle kamu davasının düşmesine ilişkin hüküm temyiz edilmeksizin, sanık…. hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden; 
13.08.2009 tarihli olay tutanağında; Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz Bürosu koridorunda inceleme dışı sanık….’ın yüksek sesle bağırması ve İnfaz Bürosunda görevli memura hakaret ve tehditte bulunması nedeniyle tutanak tanzim edilmesinden yaklaşık on dakika sonra Cumhuriyet Savcısı …’ın odasına inceleme dışı sanık…. ve sanık …’ın gelip ceza infaz kurumunda bulunan yakınlarını ziyaret etmek için görüş talebinde bulundukları, katılan … tarafından ziyaret haklarının bulunmadığı belirtilerek taleplerinin reddedilmesi üzerine sanık …’ın “Burası Devlet kapısı, kim oluyorsun da böyle davranıyorsun” dediği, polis memurları … ile …’ın olaya müdahale ettikleri bilgilerine yer verildiği, Anlaşılmaktadır.

Katılan …; Bingöl Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olduğunu, olay tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz Bürosu önünde inceleme dışı sanık….’ın, zabıt katibi Garip Cengiz’e bağırarak hakaret ettiğini duymasını üzerine olaya müdahale ettiğini, inceleme dışı sanık….’nın kendisine “Bağırsam ne olacak, beni dövecek misin” demesi üzerine gözaltına alabileceğini söyleyerek odasına gittiğini, yaklaşık on dakika sonra sanık … ve inceleme dışı sanık….’nın odasının önüne gelip, ceza infaz kurumunda bulunan bir yakınlarını ziyaret etmek için izin istediklerini, görüş hakları olmadığını söyleyip taleplerini reddedince sanık …’in “Burası Devlet kapısı, kim oluyorsun da böyle davranıyorsun” dediğini, polis memurlarının olaya müdahale ettiklerini,
Tanık …; Bingöl Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olduğunu, hakkında yakalama kararı bulunan….’ın ifadesinin alındığı sırada….’ın eşi olan inceleme dışı sanık….’nın alınan ifadeye müdahale ettiğini, İnfaz Bürosu Kâtibi Garip Cengiz’in sanığa dışarıda beklemesi gerektiğini söylemesi üzerine aralarında tartışma yaşandığını, bu olay sonrasında sanık … ve inceleme dışı sanık….’nın ceza infaz kurumunda bulunan bir yakınlarını ziyaret etmek amacıyla izin istemek için katılanın odasına geldiklerini, katılanın görüş hakları olmadığını söylemesi üzerine sanık …’in katılana “Burası Devlet kapısı, kim oluyorsun da böyle davranıyorsun” dediğini, polis memurlarının olaya müdahale ettiklerini,
Tanık … ve …; polis memuru olduklarını, olay günü hakkında yakalama kararı bulunan….’ın ifadesinin alındığı sırada inceleme dışı sanık….’nın ifadeye müdahale ettiğini, İnfaz Bürosu Kâtibi Garip Cengiz tarafından dışarıda beklemesi gerektiğinin söylenmesi üzerine sanık ile aralarında tartışma yaşandığını, inceleme dışı sanık….’nın olaya müdahale etmek isteyen katılana “Bağırsam ne olacak, beni dövecek misin” dediğini, katılanın da gözaltına alınabileceği ihtarında bulunduğunu, bu olaydan hemen sonra sanık … ve inceleme dışı sanık….’nın ceza infaz kurumunda bulunan bir yakınlarını ziyaret etme taleplerinin katılan tarafından reddedilmesine tepki olarak sanık …’in “Burası Devlet kapısı, biz Türkiye vatandaşıyız, kim oluyorsun da böyle davranıyorsun” dediğini, olaya müdahale ettiklerini,
İfade etmişlerdir. 

İnceleme dışı sanık….; olay günü hasta olan eşi….’ın Cumhuriyet savcılığı kaleminde ifade verdiği sırada kendisinin ifadeyi alan Cumhuriyet savcısı tarafından dışarı çıkarılması nedeniyle inceleme dışı davanın mağduru Garip Cengiz ile tartıştıklarını, bu olaydan sonra ceza infaz kurumunda bulunan akrabalarını ziyaret etmek için infaz savcısı katılandan görüş izni talebinde bulunduklarını, kendilerine izin verilmeyince sanığın katılana “Biz de vatandaş değil miyiz” dediğini,
Sanık …; olay günü ablası….’ın, başka bir olayla ilgili ifadesi alınırken rahatsızlandığını, bu sırada yanında bulunan eniştesi….’ın, inceleme dışı davanın mağduru zabıt kâtibi Garip Cengiz tarafından dışarı çıkarılmak istenmesi nedeniyle adı geçenler arasında tartışma yaşandığını, savcılık kaleminin önüne gelen katılanın kendilerine “Ben savcıyım, burada bu şekilde bağıramazsınız, eğer bağırırsanız, sizi tutuklarım” dediğini, adliyeden çıktıktan sonra ceza infaz kurumunda bulunan amcasının oğlunu ziyaret etmek amacıyla tekrar adliyeye gidip katılandan izin talep ettiklerini, izin verilmeyince, “izin vermenizi beklemiyordum” dediğini, önceki olayın kendisinden kaynaklanmadığını anlatırken katılanın “O benim memurum” dediğini, kendisinin de “Eğer o memursa biz de bu ülkenin vatandaşıyız” dediğini, suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” başlıklı 125. maddesi;
“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. 
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir. 

Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK’dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430) 
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. 

Eleştiri ise, herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.

Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir uslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır. 

Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözün hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. 

AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek ‘yeterli bir altyapı’nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.

Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.

Sonuç olarak, gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalar bakımından AİHM, başvurucuların bu tür ifadelerin ortaya konulmasından ve yayınlanmasından sorumlu olup olmadıklarını ve bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını dikkate almaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ve inceleme dışı sanığın ceza infaz kurumunda bulunan sanık …’in amcasının oğlunu ziyaret etmek için Cumhuriyet Savcısı olan katılandan talep ettikleri görüş izninin reddedilmesi üzerine, sanığın katılana “Burası Devlet kapısı, kim oluyorsun da böyle davranıyorsun” dediği olayda; “Kim oluyorsun” şeklindeki ifade; nezaket dışı, kaba, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğinde ise de, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedeniyle hakaret suçunun kanuni unsurlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …; “Sanığın olay günü cezaevinde bulunan bir hükümlüyü ziyaret için infaz Cumhuriyet savcısı olan katılandan yazılı izin almak için başvuru yaptığı, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 83. maddesinde sayılan kişilerden olmadığı için talep ettiği yazılı izni verme hak ve yetkisinin Cumhuriyet savcısına ait olduğu ve olay yerinde katılanın izni vermediği, hakkında kamu görevlisine hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararı onanan…. isimli inceleme dışı başka sanığın, katılan infaz Cumhuriyet savcısına hitaben ‘Savcı olmuşsun ama adam olamamışsın’ sözünü sarf etmesi üzerine sanık …’in de infaz bürosunda kapı açıkken muhattabının Cumhuriyet savcısı olduğunu bilerek ve orada bulunan görevliler yanında vatandaşın da duyabileceği şekilde ‘…sen kim oluyorsun da böyle davranıyorsun’ diye yüksek sesle konuşması olayında sanığın kastı katılanın mesleki onur ve saygınlığını rencide etmektir. 
Zira infaz bürosunda infaz Cumhuriyet savcısı olan katılanın yaptığı görevi nedeniyle kullandığı takdir hakkını beğenmeyen ve izin talebinin reddedilmesine kızan sanık ve yanındaki kişinin tepki olarak yüksek sesle bağırarak ‘sen kim oluyorsun’ demesi, toplum içindeki itibarını, diğer fertlerin gözündeki saygınlığını zedeleme amacı taşımaktadır. 
Alelade sıradan bir kişiye sokakta söylenen ‘sen kim oluyorsun’ sözündeki kasıt ile adliye içinde infaz bürosunda görevliler ve vatandaşların bulunduğu yerde talebi reddedildiği için duyduğu öfke ve intikam duygusu ile görevi başındaki Cumhuriyet savcısına söylenen ‘sen kim oluyorsun’ sözündeki kasıt aynı değildir. İlkinde bir bireyin haysiyetinin, saygınlığının zedelenmesi diğerinde kamu görevlisinin yaptığı görevinden dolayı toplum nezninde taşıdığı saygınlığın zedelenmesi söz konusudur. Bu itibarla da ayrı yasal düzenlemeler getirilmiş ve TCK’nun 125/2 m.de cezanın alt sınırının 1 yıl hapis cezasından az olamayacağı düzenlenmiştir.
Suçun konusu, yapılan fiilden etkilenen şeydir. Buradaki suçun konusu sadece bir bireyin onuru, şerefi, saygınlığı değil, yapılan kamu görevinden dolayı toplum neznindeki itibarı, saygınlığı, onurudur. 
Önemli bir nokta da şudur ki;
Hakaret, somut olayın özelliğine göre kişinin onur, şeref ve saygınlığına yönelik bir değer yargısını ifade eden her yolla işlenebilir. Bir kalıbı yoktur. Yani illa söz ile söylenmesine gerek olmadan, resim, yazı, işaret ve hareketlerle de işlemek mümkündür. Yargının yerleşik içtihatlarından mağdur polisin yakasından tutma eylemi, ceza makbuzunu yırtıp mağdur polisin yüzüne atmak, hızlı gittiği için durduran ehliyet-ruhsat isteyen polisin üzerine ehliyet ve ruhsat bulunan çanta fırlatmak, el hareketi yapmak, tükürmek görevliye sövme suçu olarak kabul edilmiştir.
Anayasamızın 25. m.de temel hak ve hürriyetler arasında yer alan düşünce hürriyeti içinde kalan eleştiri hakkı, bir özgürlük hakkıdır. Ancak bir başkasının şöhretinin, itibarının ve haklarının korunması amacıyla sınırlanabilir. Bir düşünce açıklaması ya da eleştiri, başkalarının ve olaya özgülersek, kamu görevlisinin yaptığı görevden dolayı var olan şöhret, itibar ve saygınlığı ile bunların korunmasını talep hakkını ihlal etmediği sürece muteberdir ve düşünce açıklama serbestisi kapsamında kalabilir. İncelenen olaydan da Cumhuriyet savcısı kendisine verilen hakkı kullanmış ve yetkisinin dışında hüküm ve davranış sergilememiştir. 
Olay günü kamu görevlisi olan Cumhuriyet savcısının ifa ettiği görevi çerçevesinde kendisine yönelen cezaevinde ziyaret talebini, kanunun çizdiği sınırlar içinde değerlendirip, reddetmekten ibaret eylemi nedeniyle kendisine kızan sanığın adliye içinde, üstelik görevli Cumhuriyet savcısının da odasında yüzüne karşı başkalarının da duyabileceği şekilde, ‘sen kim oluyorsun’ diyerek bağırması şeklinde vücut bulan eylemde kastın, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı onur, şeref ve toplumdaki saygınlığını rencide edecek şekilde saldırmak olduğu kanaatinde olduğundan bu yönde haklı ve yeterli gerekçe ile kurulan mahkûmiyet hükmünün onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum” düşüncesiyle karşıoy kullanmıştır.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Bingöl (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün, sanığın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.10.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.