image_pdfPDF olarak Kaydetimage_printYazdır

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Esas No: 2002/11-768
Karar No: 2002/840
Tarih: 23.10.2002

DAVA : Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Denizli Asliye 3. Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 30.3.2001 gün ve 1999/69 E. 2001/227 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 21.1.2002 gün ve 2001/7982 E. 2002/347 K. sayılı ilamı ile ( … Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı şirkete kasko sigortası ile sigortalı olduğunu, aracın trafik kazası sonucu hasarlandığını, rizikonun davalıya ihbar edildiğini, ancak sigorta bedelinin ödenmediğini ileri sürerek şimdilik 3.673.000.000.- TL’nın olay tarihi 2.9.1998’den itibaren reeskont oranında temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, kaza tutanağında davacının % 60 oranında promil alkollü olduğunun tespit edildiğini, kazanın alkol nedeniyle meydana geldiğini, poliçe genel şartları uyarınca hasarın teminat dışı olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından davacının Karayolları Trafik Kanunu’nda öngörülen oran üzerinde alkol aldığı ve poliçe genel şartları ( A.S/5 ) maddesi uyarınca hasarın teminat dışı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. ‘

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Davacı vekili, müvekkiline ait kasko sigortalı aracın, kazaya uğradığından bahisle tazminat talebinde bulunmuştur. Kasko sigorta poliçesi, taraflar arasında poliçe genel şartları çerçevesinde akdedilen bir sözleşme belgesidir. Genel şartların ( A-5 ) maddesinin 5. fıkrasına göre, rizikonun teminat dışında kalabilmesi için sürücünün sadece alkollü olması yetmeyip, kazanın münhasıran alkolün etkisinde oluştuğunun da sigortacı tarafından kanıtlanması gerekir. Artık burada üçüncü araç sürücüsünün, ya da sigortalı sürücünün kusurunun, kasko sigortası olması nedeniyle önemi yoktur. Yani. önemli olan kazanın münhasıran alkolün etkisinde meydana gelip gelmediğidir. Bu durumun belirlenmesi de, aralarında bir trafik uzmanı ve nöroloğun da bulunduğu bir bilirkişi kurulu marifetiyle inceleme yaptırılarak, olayın meydana geliş şekli itibarıyla bu kaza ve hasarın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelip gelmediğinin ve illiyet bağı bulunup bulunmadığının tespit ettirilmesi ile mümkündür.

Mahkemece, açıklananların ışığında, yeniden bilirkişi kurulundan rapor alınmak suretiyle sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru görülmemiştir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 23.10.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.

image_pdfPDF olarak Kaydetimage_printYazdır