YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Esas No: 2005/11-624
Karar No: 2005/713
Tarih: 14.12.2005

DAVA : Taraflar arasındaki “sigorta tazminatı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eskişehir Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 04.12.2003 gün ve 2001/268-2003/1078 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 29.11.2004 gün ve 2383-11560 sayılı ilamı ile ;

( … Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete kasko sigortalı aracının, sürücü T. yönetiminde iken, tek taraflı bir kazada hasarlandığını, davalının sürücünün alkollü olduğundan bahisle ödeme yapmadığını, oysa sürücünün az miktarda alkol aldığını ileri sürerek, davalıdan hasar bedeli olan 12.428.620.000.- Liranın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, sürücünün üç bira ve bir rakı içtiğini beyan ettiğini, alkol miktarının, hasarın teminat dışı kabulü için yeterli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, dosya kapsamına ve 5′ inci kez yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu alınan ve benimsenen 02.10.2003 havale tarihli bilirkişi kurulu raporuna göre, olayın oluş şekli ve sürücünün az da olsa alkollü olması itibariyle, kazanın alkolün etkisi altında meydana geldiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Uyuşmazlık, rizikonun teminat dışı kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.5. maddesi hükmü gereğince, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle, sürücünün münhasıran, sadece alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Böyle bir nedenle, hasarın teminat dışı kaldığının kanıt yükü de TTK’nun 1281’inci maddesi hükmü uyarınca, sigortacıya düşmektedir. Sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konularında uzman bir bilirkişinin de yer aldığı kurul tarafından, olayın salt alkol etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin, başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekmektedir.

Somut olayda, araç sürücüsü T’nin az miktarda alkol aldığı doktor raporunda belirtildiği gibi, bu kişi, jandarma görevlisince alınan ifadesinde “üç bira ve bir rakı içtiğini” beyan etmiştir. Bu durumda, sürücünün aldığı alkolün miktarı ve oranı raporda kesin olarak tespit edilmemiş ise de, az ya da çok miktarda alkol aldığının kabulü gerekmektedir. Esasen, bu noktada çekişme de bulunmamaktadır. Raporu hükme esas alınan bilirkişi kurulu, dairemiz uygulamasına uygun şekilde oluşturulmuş ise de, olayın oluş şekli bu raporda tartışılmadığı gibi, az miktarda da olsa alkolün olaya etki ettiğinin tespiti ile yetinilmiş, olayın sadece ve tek başına alkolün etkisiyle oluştuğu kesin olarak ortaya konulmamıştır.

O halde, mahkemece, sürücünün alkol aldığına ve bunun kazaya etki ettiğine ilişkin tespitin tek başına uyuşmazlığın çözümüne yetmeyeceği gözetilerek, alkolün münhasır etkisi altında kazanın olup olmadığı üzerinde durulması, ek ya da yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz rapora itibar edilerek, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmediğinden kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir … )

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.12.2005 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.