YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

ESAS NO : 2009/1-130
KARAR NO : 2009/150
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 29.4.2009

ÖZET: Taşınmazın akitteki bedeli ile gerçek değeri arasında fark bulunsa da, bu hususun tek başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı kabul edilmelidir.

Taraflar arasındaki “Tapu İptali ve Tescil“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 9.3.2007 gün, 146-54 sayılı kararın incelenmesi, davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 5.12.2007 gün, 9982-11737 karar sayılı ilamı ile, (…Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Getirtilen akit tablosu ve veraset ilamından, miras bırakan S, H..’nın 11 sayılı parseldeki 1 numaralı dairesini, vekil kıldığı komşusu vasıtasıyla, kendisinden önce ölen kocasının ilk eşinden olma oğlunun karısı davalı N. H..’ya 3.10.2003 tarihli akitte satış yoluyla devrettigi ; miras bırakanın 11.2.2004 tarihinde ölümüyle geriye mirasçısı olarak davacı dört yeğeninin kaldığı görülmektedir.

Davacılar, taşınmazın mal kaçırma amacıyla muvazaalı biçimde davalıya temlik edildigini ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.

Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diger bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, miras bırakanın kanser hastalığına yakalandığı, özel hastanede ameliyat geçirdiği, sağlık harcamalarının arttığı, emekli maaşı dışında başkaca bir gelirinin bulunmadığı, karşılaştığı sağlık harcamalarına kaynak yaratmak için çekismeli dairesini hastalıgı boyunca yanında kalıp kendisiyle ilgilenen ve destek olan davalıya sattıgı ; her ne kadar taşınmazın akitteki bedeli ile gerçek değeri arasında fark bulunsa da, anılan hususun tek başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı, kaldı ki, ölene kadar tasınmazda oturmaya devam etmesi ve davalının kendisine sağladığı bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu dikkate alındığında, sattığını gerçek değer üzerinden yapılmamasının mal kaçırma amacıyla hareket edildiği anlamını doğurmayacağı sonuç ve kanaatine varılmaktadır.

Hal böyle olunca,davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 29.4.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi.