YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

ESAS NO: 1981/9-1067
KARAR NO: 1983/1169
TARİH: 16.11.1983

ÖZET: Kıdem tazminatının hesabında tam yıl kavramının göz önüne alınması gerekir. Makul süreyi aşan istirahat süreleri kıdem süresinden sayılmaz.

DAVA : Taraflar arasında “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bornova iş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 4.2.1981 gün ve 33-5 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili taraından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Huuk Dairesinin 23.4.1981 gün ve 2954-5578 sayılı ilamiyle; ( …Davacı, 4.5.1978 – 12.10.1979 tarihleri arasında SSK’ca istirahatli kılınmış ve bu istirahat sonunda çalışamaz raporu üzerine emekliye ayrılmıştır. Mahkemece, bu süre kıdeme eklenmek ve yine bu süre içinde 1.1.1979 tarihinde yürürlüğe giren toplu iş sözleşmesi ile getirilen haklar nazara alınmak suretiyle tesbit edilen ücrete göre hesaplanan kıdem tazminatı ve çocuk parasına hükmedilmiştir. Olayda çözümlenmesi gereken husus bu uygulamanın yerinde olup olmadığıdır.

1475 sayılı İş Kanununu 14. maddesinde kıdem tazminatının tam yıl üzerinden ödeneceği öngörülmüştür. Şu halde “tam yıl” kavramı üzerinde durmak gerekmektedir.

3008 sayılı EİK’nunda “iş yılı sözleri yer almakta idi. Bununla kıdem yılı” hesabında anılan İş Kanununa göre işgünü sayılan günler toplamının nazara alınacağı işgünü olmayan 29 Ekim Ulusal Bayram günü ile hafta tatili günlerinin bu hesaba dahil edileceği belirtilmek istenmiştir. Zira anılan tatil günleri çalışılmış gibi sayılan hallerden değildir. Böyle olunca “tam iş yılı”nın 312 gün üzerinden hesaplanması gerekiyordu.

Sonradan 931 ve 1475 sayılı İş Kanunları ile 29 Ekim ve hafta tatili günleri çalışılmış gibi sayılan günler olarak kabul edilmiş ve bunun sonucu olarak 363 günü oluşturan “tam yıl” esası getirilmiştir. Ancak bunun için hizmet aktinin devam etmiş olması yeterli olmayıp, işçinin hizmet aktinin devamı süresince İş Kanununun ve mevzuatına göre kanuni iş sürelerinde çalışmış olması da icabetmektedir. İş Kanununun 41. maddesinde belirtildiği gibi çalışılmayan hafta tatili günü için dahi işçinin ücrete hak kazanabilmesi, haftanın tatilden önceki 6. işgününde bu kanunun günlük iş sürelerine uygun olarak çalışmış olması koşullarına bağlıdır. Böyle bir çalışma yoksa, işçiye bir iş karşılığı olmaksızın hafta tatili ücreti ödenmeyecek, dolayısıyla o hafta tatili günü iş süresinden sayılmayacak, bunun sonucu olarak da “tam yıl” hesabında nazara alınmayacak demektir.

Bu yön, 14. maddenin 2. fıkrasındaki “işçilerin kıdemleri, hizmet aktinin devam etmiş fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır” şeklindeki ifadeden de anlaşılmaktadır. Görüldüğü gibi dikkate alınacak süre, çalışılan süredir. Hizmet akdinin tarifi de bunu gerektirir. Mevsimlik işlerde kıdem tazminatı hesabına hizmet akdinin askıda kaldığı mevsim dışı sürelerin dahil edilmeyeceği yolundaki uygulamalarda bu görüşün bir sonucudur. Kuşkusuz çalışılan süre kavramına çalışmış gibi sayılan haller de dahildir.

O halde 14. maddedeki “tam yıl” İş Kanununa göre çalışılan ve çalışılmış gibi sayılan sürelerin toplamı olmak gerekir.

Böyle olunca davacının istirahatli olduğu sürenin çalışılmış gibi sayılan hallerden olup olmadığını tesbit etmek icabeder.

1475 sayılı İş Kanununun 51. maddesinde bu haller gösterilmiştir. Bunlar arasında işçinin uğradığı kaza veya tutulduğu hastalıktan ötürü işine gidemediği günler de vardır. Fakat bu kısa süreli hastalıklar içindir ve daha çok bu türden kaza veya hastalık nedeniyle işçinin izinli sayılması gerektiğini içeren bir durum arzeder. Nitekim 52. maddede hastalık izinlerinden sözedilmesi ve 51. maddede çalışılmış gibi sayılan hallere ilişkin sürelerin kısa ve sınırlı tutulmuş olması da bunu gösterir. Keza anılan maddenin ( b ) fıkrasında kadın işçilerin 70. madde gereğince doğumdan önce ve sonra çalıştırılmadıkları günler çalışılmış gibi sayıldığı halde işverene bildirimsiz fesih hakkı tanımayan ve 70. maddedeki sürenin bitiminde başlayacağı öngörülen 17/1-a daki süre bu hallerde sayılmamıştır.

Bu hususta uzun süre devam eden hastalıkların çalışılmış gibi sayılan hallerden olmadığını ayrıca doğrular.

Davacının istirahatli olduğu süre bir buçuk yıla yakındır. Bu sürenin az olduğu söylenemez. Bu itibarla çalışılmış gibi sayılan hallerden olarak kabul edilmesi ve “tam yıl” hesabında nazara alınması isabetli olamaz. Aynı nedenle bu süre içinde yürürlüğe giren toplu iş sözleşmesinden yararlanma en son ücretin buna göre tayin edilmesi olanağı da yoktur.

Kaldı ki davacı istirahati sonunda işe başlamadan malulen emekli olmuştur. Bu nedenle,istirahatli geçen sürenin kıdem tazminatında nazara alınması davacının bu süre içinde yürürlüğe giren toplu iş sözleşmesinden kısmen de olsa yararlandırılmış olması ve son ücretin buna göre tayin edilmiş bulunması isabetsiz olup bozmayı gerektirir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI: Hukuk Genel Kurulunca incelenerek kararın süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Özel Daire ile mahkeme arasındaki görüş ayrılığı davacının 3.5.1978 ile 12.10.1979 tarihleri arasında istirahatli bulunduğu sürenin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gerekip gerekmeyeceği hususuna ilişkin bulunmaktadır. Mahkeme bu süreyi kıdem tazminatının hesabında dikkate almış; Özel Daire aksi görüşle kararı bozmuştur.

İş Kanununun değişik 14. maddesinin ilk fıkrası hükmünce kıdem tazminatının hesabında işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl gözönünde tutulacak ve yıldan artan süreler de maddede öngörülen oran üzerinden değerlendirilecektir. Davacının raporlu bulunduğu süre içerisinde işyerinde çalışması söz konusu değildir. İşçinin hizmet sözleşmesinin bozulması itibariyle kısa süreli rapor dönemi kıdem tazminatında dikkate alınmakla beraber, bu süre makul ölçüyü aştığı takdirde sözleşme askıya alınmış sayılarak yukarıda değinilen 14.maddedeki tam yıla dahil edilmemeli ve kıdem tazminatı hesabına katılmamalıdır. Olayda, istirahat süresi kısa sayılamayacağından, mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen sebeplerden dolayı HUMK’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 16.11.1983 gününde oyçokluğuyla karar verildi.