image_pdfPDF olarak Kaydetimage_printYazdır

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2015/8946
KARAR NO: 2015/18659
TARİH: 20.10.2015

ÖZET: Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.

DAVA : A.. K.. ile Ş.. A.. aralarındaki katkı payı alacağı davasının kabulüne dair İzmir 4. Aile Mahkemesi’nden verilen 09.12.2014 gün ve … sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 20.10.2015 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Avukat K. E. A. ve karşı taraftan davacı vekili Avukat A. B. Y. geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, eldeki dosya ve birleşen dosyada, evlilik birliği içerisinde edinilen taşınmazın alınmasına müvekkilinin kişisel malı niteliğindeki kooperatif payının satılmasından elde edilen 11.000 TL ile katkıda bulunduğunu, ayrıca davalının sahibi olduğu S. Elektronik Ltd. Şti. ve S. Elektrik Tic. Ltd. Şti. hisseleri ve gelirleri üzerinde 1/2 oranında hakkı bulunduğunu ileri sürerek, vekil edenine ait tasfiye alacağının belirlenmesini ve davalı taraftan alınmasını istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, önceki kararda davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Dairece, şirkete yönelik hüküm bölümünün onanmasına,1898 ada 4 parsel üzerindeki 2 ve 18 nolu bağımsız bölümlere ilişkin hükümün bölümlerinin bozulmasına, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir. Mahkemece, ilk kararda ısrar edilerek, dava konusu 2 ve 18 nolu bağımsız bölümlere ilişkin davanın reddine karar verilmiş, direnme kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulu’nca, Dairenin araştırmaya yönelik bozma ilamına uyulması gerektiğine işaret edilerek yerel mahkemenin direnme kararının bozulmasına karar verilmiş, Hukuk Genel Kurulu kararına yönelik karar düzeltme isteği reddedilmiştir. Mahkemece son olarak Hukuk Genel Kurulu’nun bozma ilamına uyularak 2 ve 18 nolu bağımsız bölümlere ilişkin davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanun’un 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri gözönünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala, düzenli gelir dışındaki diğer malvarlığı (ziynet, miras, bağış vs gibi) ile toplu katkıda bulunulduğu iddia edildiğinde; katkıda kullanılan malvarlığı değerinin, tasfiyeye konu malın satın alma tarihindeki bedelinin tamamı karşısındaki oranı saptanarak, bulunan bu katkı oranının, tasfiyeye konu malın dava tarihindeki sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle, davacı eşin katkı payı alacak miktarı belirlenir.
Bu açıklamalar doğrultusunda hesaplama yapılabilmesi için, öncelikle katkıda kullanılan malvarlığının (ziynet, miras, bağış vs) katkı tarihindeki parasal değeri ile tasfiyesi istenen malın hem satın alma bedeli hem de dava tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri ayrı ayrı tespit edilmelidir.
Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için, gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Somut olaya gelince; eşler, 31.03.1971 tarihinde evlenmiş, 09.06.2003 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir ( TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu mallar, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 29.04.1986 ve 16.05.1986 tarihlerinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 s.lı TMK 179 m).
Mahkemece; yazılı gerekçelerle 1898 ada 4 parsel üzerindeki 2 ve 18 nolu bağımsız bölümler yönünden yazılı şekilde karar verilmiş ise de verilen karar dosya kapsamına ve bozma gereklerine uygun bulunmamaktadır. Davacı vekili, dava dilekçesi, aşamalarda verdiği dilekçeler ile temyiz dilekçesinde açıkça kooperatif üyeliğinin devredilmesi neticesinde elde edilen 11,00 liranın davalıya verildiğini bu paranın taşınmazın taksitlerinin ödenmesinde kullanıldığını bildirmiştir. Mahkemece yapılan keşif sırasında taşınmazın katkının yapıldığı tarihte 16.80 lira değerinde ve katkının taşınmazın taksitlerinin ödenmesinde kullanıldığı kabul edilmiştir. Davacı taraf açıkça taşınmazın alınmasına yapılan katkının 11,00 lira olduğunu bildirmesine karşılık mahkemece talep aşılmak suretiyle katkı miktarının 16,00 lira olarak kabul edilmesi ve bu oran üzerinden fazla miktarda katkı payı alacağı belirlenmesi doğru olmamıştır. HMK’nun 26. (HUMK.nun 74.) maddesi uyarınca hâkim tarafların isteği ile bağlı olup ondan fazlasına ve başka bir şeye karar veremez. O halde mahkemece, davacı tarafın beyanları dikkate alınarak davacının kooperatif payının devredilmesi neticesinde yaptığı katkı 11,00 lira kabul edilerek bu oran üzerinden davacının katkı payı alacağı belirlenmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonunda yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen nedenlerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.100,00 TL. Avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekil marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 1.666,00 TL peşin harcın istek halinde davalıya iadesine 20.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

image_pdfPDF olarak Kaydetimage_printYazdır