Yargıtay 14. Hukuk Dairesi – 2013/8009 E.

743 sayılı Medeni Kanunun 165. maddesinde; eşler arasında cebri icra yasağı düzenlenmiş ise de birbirlerine karşı hukuki ilişkiler nedeniyle dava açamayacaklarına ilişkin bir düzenleme getirilmemiştir. Aynı şekilde 4721 sayılı Medeni Kanunda da dava açma yasağı bulunmamaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – 2009/22118 E.

Yasal düzenlemeye göre kocanın belirlenen taşınmazları üzerindeki tasarruflarının davacı eşin rızasıyla yapılabileceğine ve bu durumun tapu kütüğüne şerh edilmesine şeklinde karar verilmesi gerekirken, ihtiyati tedbirlerin evlilik birliğinin resmi olarak bitimine kadar devamına şeklinde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – 2011/2293 E.

Olayda tarafların uzun süreden beri fiilen ayrı yaşadıkları davalı kocanın mal varlığının bir kısmını elden çıkarma yönünde girişimlerde bulunduğu toplanan delillerden anlaşıldığına göre, davalının tasarruf yetkisinin sınırlandırılmasında gereklilik bulunduğu gerçekleşmiştir. Ne var ki sınırlandırma ölçülü olmalıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – 2012/13738

Ailenin ekonomik varlığının tehlikede olduğu veya davalının evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçındığı ispatlanamamıştır. Türk Medeni Kanununun 199. maddesi koşulları oluşmadığı halde yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – 2014/2235 E.

Hangi malvarlıklarına ilişkin olduğu somut olarak gösterilmeksizin genel ve soyut nitelikte tasarruf yetkisi kısıtlamasına gidilemez. O halde, mahkemece davacıya tasarruf yetkisinin sınırlandırılması istenen malvarlığı değerlerinin açıklattırılması ve bu açıklama üzerine bir karar verilmesi gerekirken, herhangi bir belirleme yapılmaksızın yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi yanlış olmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – 2016/6148 E.

Mahkemece, davalıya ait tüm taşınmazlar üzerindeki tasarrufun sınırlandırılmasına karar verilmiştir. Taşınmazların sayı ve nitelikleri dikkate alındığında, sınırlandırma ile ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olanın üstünde ve ölçüsüz olduğu görülmektedir. Bu husus dikkate alınarak ölçülülük ilkesine uygun sınırlandırma yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.