1

ANAYASA MAHKEMESİ – 2014/18780

BAŞVURU NO: 2014/18780
BAŞVURU TARİHİ: 28/11/2014
KARAR TARİHİ:  7/2/2019
RESMİ GAZETE TARİHİ VE SAYISI : 13/03/2019 – 30713

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
DENİZ BENOL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

Başkan : Burhan ÜSTÜN
Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör : Recep KAPLAN
Başvurucular : Deniz BENOL
Furkan ÇELİK
Oğulcan AKDOĞAN
Vekili : Av. Davut ERKAN

BAŞVURUNUN KONUSU
l. Başvuru, gözaltı işlemi esnasında atılan slogan nedeniyle hükmedilen hapis cezasına ilişkin olarak verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

BAŞVURU SÜRECİ

Başvuru 28/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

Konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2014/18781, 2014/18782 numaralı bireysel başvuru dosyalarının 2014/18780 numaralı dosyayla birleştirilmesine karar verilmiştir.

Bölüm Başkam tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

OLAY VE OLGULAR

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

Sırasıyla 1993, 1992 ve 1992 doğumlu olan başvurucular, olay tarihinde
öğrencidir. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memurları 14/5/2012 günü sabah erken saatlerde, I Mayıs Emek ve Dayanışma Günü etkinlikleri kapsamında yaşanan toplumsal olaylarla ilgili olarak İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli) tarafından verilen yakalama, arama, elkoyma ve inceleme kararını uygulamak üzere Kadıköy ilçesinde bulunan Paylaşma ve Dayanışma Derneğine (Dernek) ait apartman dairesine gelmiştir. Dernekte bulunan kişiler ile kimlik kontrolü ve arama yapmak isteyen polisler arasında ilgili mahkemenin arama kararı hakkında tartışma yaşanmıştır. Bu sırada polis, hakkında yakalama emri bulunan başvurucu Furkan Çelik’i tespit ederek yakalamıştır. Gerekli adli işlemlerin yapılması amacıyla başvurucu Furkan Çelik’in polis merkezine götüıülmek istenmesi üzerine başvurucular polislere direnmiş ve taraflar arasında fiilî temas yaşanmıştır. Polis, mahkeme emrinin gereğinin yapılmasını engelleyen ve saldırgan davranışlarda bulunan başvurucuları gözaltına almıştır. Başvurucular bu süreçte ve sonrasında polis araçları içinde “Katil polis hesap verecek, direne direne kazanacağız, baskılar bizi yıldıramaz. ” şeklinde sloganlar atmıştır.

Operasyonda görevli polislerin şikâyeti üzerine Kadıköy Cumhuriyet
Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada başvurucuların tamamının polis memurlarına görevlerini yaptırmamak için direnme ve görevlerinden dolayı polis memurlarına hakaret suçlarından, İlave olarak polis aracının şoför koltuğunu tekmeleyen başvurucu Oğulcan Akdoğan’ın kamu malına zarar verme suçundan cezalandırılması istemiyle iddianame düzenlenmiştir.

Yargılamayı yapan İstanbul Anadolu 36. Asliye Ceza Mahkemesi 13/5/2014
tarihli kararında aşağıdaki gerekçelerle başvurucuların görevli polis memurlarına görevlerinden dolayı hakaret suçundan ayrı ayrı ve sonuç olarak 13 ay ve 3 gün, görevli memurlara görevlerini yaptırmamak için direnme suçundan ise 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve her iki hükmün de açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar
vermiştir.
Suç tarihinde usulüne uygun olarak alınan arama karan gereğince müşteki polis memurlarının sanıkların bulunduğu dernek binasına geldikleri, kapıyı çaldıktan sonra sanıkların açması üzerine kimlik tespiti ve arama yapmak istedikleri, sanıkların mahkeme kararını görmek istedikleri, müştekiler ile aralarında bu nedenlerle tartışma yaşandığı, dernek binasında bulunan hakkında yakalama kararı bulunan sanık Furkan ‘m götürülmek istenmesi üzerine, sanıkların müştekilere direndikleri, cebir ve şiddet gösterdikleri, binadan çıkarılırken “Katil polis hesap verecek, direne direne kazanacağız, baskılar bizi yıldıramaz.” şeklinde hakaret etlikleri, polis aracında da cebir şiddet ve hakaretlerine devam ettikleri, aracın koltuklarını tekmeledikleri, bu şekilde üzerlerine atılı direnme ve hakaret suçlarını işledikleri sabit kabul edilmiştir.

Her ne kadar sanık Oğulcan hakkında kamu malına zarar vermek suçundan dolayı cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmış ise de, mala zarar verme suçunun kasten işlenen suçlardan olduğu, sanığın koltuğa tekme atması sonucu dikkati dağılan şoförün aracı kaldırıma vurmasında sanığın mala zarar verme kastının varlığından söz
edilemeyeceğinden, unsurları oluşmayan suç nedeniyle bu suçtan dolayı beraat kararı verilmesi gerekmiştir.
Sanıkların aksi kanıtlanamayan savunmalarına ve bu savunmaları destekleyen doktor raporlarına göre müştekilerin zor kullanma yetkilerini aşarak sanıklara davranış ve hareketleri nedeniyle haksız tahrik altında suç işledikleri kabul edilerek, sanıkları cezalarının haksız tahrik nedeniyle indirilmelerine karar verilmiştir… ”

Başvurucuların bu karara itirazı İstanbul Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesince 14/10/2014 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı 3/11/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

Başvurucular süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” kenar başlıklı maddesinin (I) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:
“(l) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şerefte saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi
gerekir.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. ”

5237 sayılı Kanunün “Görevi yaptırmamak için direnme” kenar başlıklı 265.
maddesinin (I) numaralı fıkrası şöyledir:
“(l) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

Mahkemenin 7/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

  1. Başvunıcular;
    i. İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararının kendilerine veya müdafilerine tebliğ edilmemesi,
    ii. İlk derece mahkemesi kararının gerekçesinde somutlaştırma yapılmaması, hangi sanığın hangi müştekiye yönelik hangi eylemi İle cebir ve şiddet gösterdiğinin belirtilmemesi, yine hangi sözün neden ve kime karşı hakaret suçunu oluşturduğunun açıklanmaması,
    iii. İddia makamınca ileri sürülmeyen cebir ve şiddet eylemleri bakımından da hüküm kurulması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini İleri sürmüşlerdir.
  2. Bakanlık görüşünde bu iddialara ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmemiştir.
  3. Başvurucular aynca;
    i. “Katil polis hesap verecek, direne direne kazanacağız, baskılar bizi
    yıldıramaz. ” şeklindeki sloganların tehdit olarak değerlendirilmesi suretiyle görevi yaptırmamak için direnme suçundan mahkûmiyete dair hüküm kurulması,
    ii. Herhangi bir kişiye yönelik hakaret içermeyen, tehdit niteliğinde olmayan, kalıplaşmış cümlelerden oluşan ve hemen hemen her toplumsal olayda atılan sloganları atmalarının hakaret olarak kabul edilmesi nedenleriyle ifade özgürlüğünün İhlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
  4. Bakanlık görüşünde; başvuru konusu müdahalenin kamu düzeninin sağlanması ile başkalarının şöhret ve haklarının korunması gibi meşru amaçları olduğu belirtilmiştir. Bakanlığa göre kamu görevini icra eden devlet memurları toplumun düzenini sağlamak amacıyla hareket ettikleri için başvuruya konu sözlerin kamuoyunun memurun performansına duyduğu güveni ortadan kaldırmaya yönelik gerçek bir tehlike yaratıp yaratmadığı hususunun gözetilmesi gerekmektedir. Bakanlık; somut olayda başvurucuların kamu görevini icra eden
    memurlara yönelik “Katil polis hesap verecek, direne direne kazanacağız, baskılar yıldıramaz. ” şeklindeki sözlerinin kamu görevlilerine duyulan güveni sarsmak amacıyla gerçekleştirildiğini ve başvurucuların olay günü görevli polislere yönelik polis aracı içinde
    cebir ve şiddet göstermeleri, koltuklan tekmelemelerinin müdahalenin gerekli olduğunu gösterdiğini ifade etmiştir.
  5. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında atılan sloganların kolluk güçlerinin orantısız güç kullanması ve yetkilerini kötüye kullanmaları durumlarına yönelik kalıplaşmış nitelikte sloganlar olduğunu belirtmiştir. Başvurucular bu sloganların suç teşkil etmediği yönünde bazı derece mahkemesi kararlarım sunmuşlardır. Başvurular ayrıca AİHM’in Gül ve diğerleri/Türkiye kararı çerçevesinde, attıkları sloganların cezalandırılmaması gerektiğini İleri sürmüşlerdir. Başvurucular sloganların sabah erken
    saatlerde kimsenin duymadığı bir oranda ve derece mahkemelerince de kabul edildiği üzere haksız tahrik altında atılmış olmasının yapılacak değerlendirmelerde kendi lehlerine olacak
    şekilde dikkate alınmasını İstemişlerdir.

B. Değerlendirme

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafindan yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, Ş 16). Başvurucuların iddialarının bir bütün olarak Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar… Bu hürriyetlerin kullanılması,… başkalarının şöhret veya haklarının, … korunması .
amaçlarıyla sınırlanabilir… ”

I. Kabul Edilebilirlik Yönünden

Başvurucular atılan sloganlar nedeniyle hakaret suçundan cezalandırılmaları yanında anılan sloganların tehdit olarak değerlendirilmesi suretiyle görevi yaptırmamak için direnme suçundan mahkûm edilmelerinin de ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
Bununla birlikte ilk derece mahkemesi kararında yer alan “… sanıkların… Katil polis hesap verecek, direne direne kazanacağız, baskılar bizi yıldıramaz.’ şeklinde hakaret ettikleri” biçimindeki saptamadan anlaşıldığı kadarıyla ilk derece mahkemesi atılan sloganları sadece kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçuna dayanak yapmıştır.

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı başvurular açıkça dayanaktan
yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, Ş 24). Somut olayda ilk derece mahkemesi atılan sloganları görevi yaptırmamak için direnme suçuna dayanak yapmadığından bu suç bakımından verilen cezanın başvurucuların ifade özgürlüğüne bir müdahale teşkil ettiği söylenemez. Bu nedenle görevi yaptırmamak için direnme suçu bakımından verilen HAGB kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine yönelik iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu bakımından verilen HAGB kararı nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddiamn kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı

Başvurucuların attığı sloganlar nedeniyle ayrı ayrı 13 ay 3 gün hapis cezası İle cezalandırılmasına ilişkin olarak HAGB karan verilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı ile başvurucuların ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.
Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, … yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, … demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut
başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

Kanunilik

5237 sayılı Kanun’un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç

Başvurucular hakkındaki hapis cezasının başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(1) Genel ilkeler
(a) Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi

Anayasa Mahkemesi İfade özgürlüğü bağlamında demokratik toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli
yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi
için yaşamsal önemdedir (Bekir coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, ŞŞ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, ŞŞ 42, 43; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, şş 35-38).

Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum
düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi İçin zorunlu bir toplumsal İhtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun, ŞŞ 53-55; Mehmet Ali Aydın, şş 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, Ş 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, Ş 18).

Buna göre ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

İfade Özgürlüğüne Yapılan Müdahalenin Gerekçesi

Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır. İfade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince Oltaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa’nın 26. maddesini ihlal edecektir.

İlkelerin Olaya Uygulanması

Başvurucular, polisler tarafından gözaltına alınırken “Katil polis hesap verecek, direne direne kazanacağız, baskılar bizi yıldıramaz. ” şeklinde sloganlar atmışlardır.

Başvurucular hakkında yapılan gözaltı işleminin gerekçesi I Mayıs Emek ve
Dayanışma Günü etkinlikleri çerçevesinde yapılan gösterilerde çıkan olaylardır. Başvurucuların cezalandırılmasına neden olan sloganlar bu olaylar üzerine yapılan gözaltı işlemleri esnasında atılmıştır.

Derece mahkemelerinin karar gerekçelerinde tatmin edici bir açıklama yer
almamakla birlikte somut olayın koşullan altında başvuru konusu olayda atılan sloganların bir gösteri esnasında değil gözaltı işlemi sırasında ve bu işlemi yapan polislerin yüzüne karşı atılmış olması dolayısıyla sloganlarda geçen “Katil polis” ifadesinin görevli polislere karşı hakaret teşkil ettiği gerekçesiyle başvurucular hakkında HAGB kararı verildiği anlaşılmaktadır.

Başvuru konusu olayın değerlendirilmesinde başvurucuların arama ve gözaltı işlemlerine maruz kalmasına neden olaylar dikkate alınmalıdır. “Katil polis hesap verecek. şeklindeki slogan “Direne direne kazanacağız, baskılar bizi yıldıramaz. ” şeklindeki sloganlarla birlikte yakalama ve gözaltı işlemi sırasında atılmıştır. Dolayısıyla kelime anlamı itibarıyla ele alındığında rahatsız edici bir içeriğe sahip olan “Katil polis hesap verecek.”
şeklindeki sloganın -başvurucuların bakış açısından- kolluk kuvvetlerinin muamelelerine karşı eleştiri amacıyla atıldığı değerlendirilmiştir. Başvurucuların hakaret suçundan cezalandırılmalarına neden olan sloganın görevli polisleri hedef aldığı konusu da kuşkuludur.

Açıktır ki başvuru konusu olaydaki kalıplaşmış sloganların tekrarından ibaret sloganlar kitlesel eylemler yapan bazı grupların kolluk güçleri ile karşılaştıkları durumlarda sıkça kullanılmaktadır. Bu bağlamda “Katil polis hesap verecek.” şeklindeki sloganın genel nitelikli olduğu değerlendirilmiş ve başvuru konusu olayda görev yapan polislerin kişisel şeref ve itibarına yönelik olmadığı kabul edilmiştir.

Bu kapsamda derece mahkemelerinin başvuruya konu olayın somut koşullarını gözetmediği, hakaret olarak kabul edilen sözlerin söylendiği bağlam gözetilmeksizin değerlendirme konusu yapıldığı sonucuna varılmıştır. İlk derece mahkemesi kararında başvurucuların cezalandırılmasının zorunlu bir toplumsal İhtiyaca karşılık geldiği ve bu
sebeple İfade özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu inandırıcı bir şekilde ortaya konulamamıştır. Dolayısıyla ilk derece mahkemesinin ileri sürdüğü gerekçelerin başvurucuların ifade özgürlüğüne yapılan müdahale
için ilgili ve yeterli bir gerekçelendirme sayılamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (I) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(l) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında
açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.

Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, ŞŞ
57-60) kararında, Anayasa Mahkemesince bir temel hakkın ihlal edildiği sonucuna varıldığında ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkelere yer verilmiştir.

Başvurucular, ihlalin tespiti ve her biri için ayrı ayrı 15.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi başvuruculara kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu bakımından verilen HAGB kararı şeklindeki müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşulunu sağlamadığından başvurucuların ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden İbarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 36. Asliye Ceza Mahkemesi
gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

İfade özgürlüğünün ihlal edildiğinin tespiti ile yeniden yargılama yapılmak
üzere kararın ilgili yargı merciine gönderilmesine hükmedilmesinin yeterli olacağı değerlendirildiğinden başvurucuların manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

Dosyadaki belgelerden tespit edilen 618,30 TL harçtan ve 2.475 TL vekâlet
ücretinden oluşan toplam 3.093,30 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;
A. l. Görevi yaptırmamak İçin direnme suçu bakımından İfade özgürlüğünün İhlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu bakımından ifade
özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu bakımından Anayasa’nın maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 36. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2012/573, K. 2014/223) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların manevi tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 618,30 TL harçtan ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.093,30 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/2/2019
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan Üye Üye
Burhan ÜSTÜN Serdar ÖZGÜLDÜR Serruh KALELİ
Üye Üye
Kadir ÖZKAYA Yusuf şevki HAKYEMEZ




ANAYASA MAHKEMESİ – 2018/1

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

ESAS NO: 2018/1
KARAR NO: 2018/83
TARİH: 11/07/2018
RESMİ GAZETE TARİH VE SAYISI: 20/2/2019-30692

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul
1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk
Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011
tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 398.
maddesinin Anayasa’nın 13., 19. ve 38. maddelerine aykırılığı
ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: Tarafların ortak yapımcısı
oldukları 1999 yılı yapımı sinema eserinin isminin, çekimlerine
yeni başlanılan bir başka sinema eserinin tanıtımlarında ve
reklamlarında kullanılmasının önlenmesine ilişkin olarak
verilen ihtiyati tedbir kararına muhalefet edildiği iddiasıyla
6100 sayılı Kanun’un 398. maddesi kapsamında disiplin hapsi
verilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya
aykırılık iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali için
başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın yer aldığı 398. maddesi
şöyledir:

Tedbire
muhalefetin cezası

MADDE 398-(1)
İhtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymayan
veya tedbir kararına aykırı davranan kimse, bir aydan altı aya
kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır. Görevli ve yetkili
mahkeme, esas hakkındaki dava henüz açılmamışsa, ihtiyati
tedbir kararı veren mahkeme; esas hakkındaki dava açılmışsa, bu
davanın görüldüğü mahkemedir.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü (İçtüzük) hükümleri
uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ,
Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ,
Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve
Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 18/1/2018 tarihinde
yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle
başvurunun yöntemine uygunluğu sorunu görüşülmüştür.

2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak
başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Maddenin (1)
numaralı fıkrasında, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, bu
davada uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin
hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi
olduğu kanısına varması durumunda, bu fıkrada sayılan belgeleri
dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala
bağlanmış, anılan fıkranın (a) bendinde de “iptali
istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı
olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı”
,
Mahkemeye gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Anılan
maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde
dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz
başvurularının, Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye
geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.

3. İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendinde de itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında,
Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her
birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı
olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça
gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yine İçtüzük’ün
49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde de Anayasa
Mahkemesince yapılan ilk incelemede, başvuruda eksikliklerin
bulunduğu tespit edilirse itiraz yoluna ilişkin işlerde esas
incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2)
numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen
kararın, itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri
tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir.

4. Yapılan incelemede, itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından
6100 sayılı Kanun’un 398. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
iptali talep edilmiş ise de ihtiyati tedbir kararına muhalefet
durumunda görevli ve yetkili mahkemeyi düzenleyen (1) numaralı
fıkranın ikinci cümlesinin hangi nedenlerle Anayasa’nın 13.,
19. ve 38. maddelerine aykırı olduğunun ayrı ayrı ve
gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmediği anlaşılmıştır.

5. Buna göre 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (a) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (1)
numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan 6100 sayılı
Kanun’un 398. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesine yönelik itiraz başvurusunun 6216 sayılı Kanun’un 40.
maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun
olmadığından esas incelemeye geçilmeksizin reddi gerekir.

6. Açıklanan nedenlerle 12/1/2011
tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 398.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının;

A. Birinci cümlesinin esasının incelenmesine,

B. İkinci cümlesine yönelik başvurunun, 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun
olmadığından, esas incelemeye geçilmeksizin REDDİNE,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatma
KARAMAN ODABAŞI tarafından hazırlanan işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili
görülen Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:

A. İtirazın Gerekçesi

8. Başvuru kararında özetle; yargılamanın yapıldığı mahkeme
hukuk mahkemesi olsa da itiraz konusu kural kapsamında verilen
kararın ceza hukuku alanında sonuç doğurduğu, suçun kanuniliği
ilkesi gereği hangi eylemlerin yaptırıma bağlandığının, suçun
yasal unsurlarının, ağırlaştırılmış hâllerinin yeterince
anlaşılır biçimde düzenlenmediği, yargılamanın nasıl
yapılacağı, verilecek karar üzerine başvurulacak kanun yollarına
ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, kuralla savunma hakkının
kısıtlandığı, kuralın yeterince açık ve anlaşılır
olmadığı, hukuk güvenliğini sağlamadığı, disiplin hapsi ile
hürriyetin kısıtlanamayacağı, bir aydan altı aya kadar disiplin
hapsi öngörülmesinin ölçülülük ilkesine aykırı olduğu,
kuralla hapis cezasına alt sınır konulmak suretiyle hâkimin
takdir yetkisinin sınırlandırıldığı, disiplin hapsi şeklindeki
yaptırımın tanımının ve ne olduğunun açık, belirli ve
anlaşılır şekilde ortaya konulmamasının cezanın kanuniliği
ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13.,
19. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

9. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi
nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 36. maddeleri yönünden de
incelenmiştir.

10. İtiraz konusu kuralda ihtiyati tedbir kararının
uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya tedbir kararına aykırı
davranan kimsenin, bir aydan altı aya kadar disiplin hapsi ile
cezalandırılacağı öngörülmüştür.

11. Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir
hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk
düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı
durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı
sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

12. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de belirlilik
ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de
idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek
şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması,
ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu
önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle
bağlantılı olup birey, kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi
somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun
bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen
yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir.

13. Hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön
koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı
amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven
duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven
duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

14. Hukuk devletinde ceza ve
ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar,
Anayasa’nın konuya ilişkin kurallarına aykırı olmamak kaydıyla,
ülkenin sosyal, kültürel yapısı, ahlaki değerleri ve ekonomik
hayatın gereksinimleri göz önüne alınarak saptanacak ceza
politikasına göre belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini
kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun
hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı,
cezalarda alt sınır kabul edilip edilmeyeceği, nelerin
ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği
konularında takdir yetkisine sahiptir. Kanun koyucunun bu konudaki
tercih ve takdirinin yerindeliğinin incelenmesi, anayasal denetimin
kapsamı dışında kalmaktadır.

15. Kanun koyucu, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir
gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke ise
elverişlilik, gereklilik ve orantılılık
olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik,
getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli
olmasını, gereklilik, getirilen kuralın ulaşılmak istenen
amaç bakımından gerekli olmasını, orantılılık ise
getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması
gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen
düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında da ölçülülük
ilkesi
gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.

16. Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin
birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”

hükmüne yer verilmiştir. Aleyhe verilen hükmün kural olarak
başka bir yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etmek de
hak arama özgürlüğü kapsamında korunan bir haktır.

17. İtiraz konusu kuralda geçici hukuki korumalar kapsamında
bulunan ihtiyati tedbir kararına muhalefet edilmesi hâlinde
uygulanacak yaptırım düzenlenmiştir. Buna göre geçerli bir
ihtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymamak veya
ihtiyati tedbir kararına aykırı davranmak şeklinde gerçekleşen
eylemler bir aydan altı aya kadar disiplin hapsine tabi
tutulacaktır. Düzenlemede hangi eylemlerin cezalandırılacağı ve
uygulanacak cezanın türü, alt ve üst sınırı açıkça
gösterilmiş olup kuralda belirtilen eylemlerin gerçekleştirilmesi
durumunda ne kadar süre ile ne tür bir cezaya muhatap
olunabileceğinin öngörülebilir ve bilinebilir olduğu
anlaşılmaktadır. Bu nedenle itiraz konusu kuralda cezayı
gerektiren eylemler, cezanın türü ve miktarı yönünden herhangi
bir belirsizlik söz konusu değildir.

18. İtiraz konusu kuralın gerekçesinde, kuralla bir mahkeme kararı
olan ihtiyati tedbirin etkinliğinin sağlanmasının ve mahkeme
kararlarına saygının korunmasının amaçlandığı
belirtilmektedir. İhtiyati tedbir kararı ile yargılama sonunda
verilecek hükmün uygulanabilir olması imkânının ayakta
tutulması ve bu şekilde hak arama özgürlüğü kapsamında etkin
bir hukuki korumanın sağlanması hedeflenmektedir. Bu bakımdan
geçerli bir ihtiyati tedbir kararına muhalefet eyleminin yaptırıma
bağlanmasının, ihtiyati tedbir kararından beklenen faydanın
sağlanması bakımından elverişli ve gerekli olmadığı
söylenemez.

19. İtiraz konusu düzenleme kapsamında ihtiyati tedbire muhalefet
niteliğindeki eylemler sebebiyle uygulanacak yaptırımın türü
disiplin hapsi olarak belirlenmiştir. Disiplin hapsi 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinde,
“Kısmî bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına
alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara
çevrilemeyen, önödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan,
şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adlî
sicil kayıtlarına geçirilmeyen”
hapis şeklinde
tanımlanmıştır. Disiplin hapsi, bir suç karşılığı uygulanan
ceza olmayıp kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına
alınmış olan bir fiilin işlenmesinden dolayı verilmektedir.
İtiraz konusu kuralda da ihtiyati tedbir
kararının uygulanmasına ilişkin emre uyulmaması veya tedbir
kararına aykırı davranılması nedeniyle verilecek disiplin
hapsi, geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati tedbir kararının
etkinliğinin sağlanmasına ve ihtiyati tedbire muhalefet edilmesini
önlemeye yönelik olarak getirilmiş bir müeyyidedir.

20. Kanun koyucunun, korunan hukuki yarar ile gerçekleştirilmesi
muhtemel eylemlerin haksızlık içeriğini dikkate alarak ihtiyati
tedbire muhalefet niteliğindeki eylemlerin yaptırımını cezanın
türü, alt ve üst sınırını göstermek suretiyle bir aydan altı
aya kadar disiplin hapsi şeklinde belirlediği anlaşılmaktadır.
İhtiyati tedbir, hukukun değişik alanlarında işlerliği bulunan,
birbirinden nitelik ve nicelik yönünden farklı pek çok hukuki
uyuşmazlıkta geniş uygulama alanına sahip geçici bir hukuki
koruma olup ihtiyati tedbire muhalefet niteliğindeki eylemler
sebebiyle gerçekleşmesi muhtemel tüm durum ve sonuçların önceden
tespiti oldukça zordur. Bu bakımdan her somut olayda eylemin
gerçekleştirilme biçimi, ihtiyati tedbir konusunun önem ve
değeri, meydana gelen zararın ağırlığı gibi eylem ve yaptırım
arasında adil dengenin kurulmasını sağlayacak çeşitli hususlar
dikkate alınarak kanun koyucu tarafından önceden belirlenen alt ve
üst sınırlar arasında uygulanacak yaptırımın hakkaniyete uygun
şekilde hâkim tarafından tespitinin ceza adaletinin tesisine katkı
sunmayacağı ileri sürülemez.

21. Kanun koyucunun ihtiyati tedbir kararlarının etkinliğini
sağlamak, ihtiyati tedbire muhalefet niteliğindeki eylemleri
müeyyidesiz bırakmamak, bu hususta toplumsal ve ekonomik
gereksinimleri daha etkili biçimde karşılamak amacıyla, ihtiyati
tedbire muhalefet niteliğindeki eylemler sebebiyle uygulanacak
cezada alt sınır kabul ettiği anlaşılmakta olup devletin ceza
siyaseti ile ilgili olan bu konunun kanun koyucunun takdir alanında
kaldığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

22. Bu nedenlerle korunmak istenen hukuki yarar, eylemin niteliği,
meydana gelmesi muhtemel çok çeşitli neticeler göz önünde
bulundurularak ihtiyati tedbire muhalefet niteliğindeki eylemin
sonucu olarak düzenlenen yaptırımın türünün ve miktarının
ulaşılmak istenen amaç için elverişli ve gerekli olmadığı,
amaç ve araç arasında makul bir dengenin gözetilmediği
söylenemeyeceğinden kanun koyucunun takdir alanı içinde olan
itiraz konusu kuralda öngörülen yaptırımın türü ve miktarı
yönünden ölçülülük ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.

23. Öte yandan 6100 sayılı Kanun’un 389. ve devamı maddelerinde
ihtiyati tedbir kararı verilmesine ilişkin usul ve esaslar
ayrıntılı olarak düzenlenerek Kanun’un 391. maddesinin (3)
numaralı fıkrasında ihtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde kanun
yoluna başvurulabileceği, Kanun’un 394. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında ise karşı taraf dinlenilmeden verilmiş olan ihtiyati
tedbir kararına itiraz edilebileceği belirtilmiş ise de ihtiyati
tedbir kararına muhalefet edilmesi sebebiyle verilecek disiplin
hapsi yönünden yargılama usul ve esasları ile disiplin hapsi
kararına karşı başvurulacak kanun yoluna ilişkin açık bir
düzenlemeye yer verilmemiştir.

24. İhtiyati tedbire muhalefet sebebiyle verilen disiplin hapsine
karşı başvurulacak kanun yoluna ilişkin uygulamada çok çeşitli
mahkeme içtihatlarının bulunduğu, kararlarda bazen temyiz kanun
yolunun bazen de 6100 sayılı Kanun’a veya 5271 sayılı Kanun’a
göre itiraz yolunun uygulanabilir olduğunun belirtildiği, bu
bakımdan ihtiyati tedbire muhalefet sebebiyle verilen disiplin
hapsine karşı hangi kanun yolunun uygulanacağına ilişkin
istikrarlı ve hukuki anlamda güven veren bir uygulamanın
bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, itiraz konusu kuralın
ihtiyati tedbire muhalefet dolayısıyla verilecek disiplin hapsi
yönünden yapılacak yargılamadaki usul ve esaslar ile başvurulması
mümkün kanun yolları yönünden belirli ve öngörülebilir
nitelikte olduğu söylenemez.

25. Disiplin hapsi suç karşılığı uygulanan hapis cezası
niteliğinde bulunmayıp ceza yargılamasının konusunu oluşturan
suç kavramının dışında kalmakta ise de itiraz konusu kural
kapsamında düzenlenen disiplin hapsinin bir mahkeme tarafından
verileceği ve kişi hürriyetini kısıtlayacağı hususu
kuşkusuzdur. Bu yönleri de dikkate alındığında ihtiyati tedbire
muhalefet dolayısıyla verilecek disiplin hapsi yönünden yapılacak
yargılamadaki usul ve esaslar ile verilecek karara karşı
başvurulacak kanun yollarındaki belirsizliğin kişilerin hukuki
güvenliği ile hak arama özgürlüklerini zedeleyeceği sonucuna
ulaşılmıştır.

26. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine
aykırıdır. İptali gerekir.

Kural, Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı görülerek
iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13., 19. ve 38. maddeleri
yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.

IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE
GİRECEĞİ GÜN SORUNU

27. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasında, “Kanun,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının
Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe
gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın
Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı
geçemez.”
denilmekte, 6216 sayılı
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural
tekrarlanarak Mahkemenin gerekli
gördüğü hâllerde, Resmî Gazetede yayımlandığı günden
başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı
geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.

28. 6100 sayılı Kanun’un 398. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinin iptal
edilmesi nedeniyle doğacak
hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte
görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince
iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

V. HÜKÜM

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun
398. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
iptal hükmünün,Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı
fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN
BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, 11/7/2018
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan Zühtü ARSLAN Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ

Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Hicabi DURSUN

Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ